Yaşam

Adalet duygusu şahsi mi, yoksa toplumsal mesele mi?

Adalet duygusu insanın öz duygularının toplumda daima etkileşim halinde olması durumudur. Adalet terimi hakikat realite gibi kelimelerle yoğun bir işbirliği içindedir. Elbette bu eş değer veya benzer tanımlar zaman zaman farklı niteliklerle karşımıza çıkar. Muhakkak ki bazen mesleki bazen sosyal konularda bunlarla ilgili bir çok örnek görmekteyiz. Adaletin toplum yönetimindeki yeri ile bir insanın vicdani duygularıyla beslenen adalet terimi nasıl bir ilişki içerisinde?

Şöyle diyebilir miyiz mesela; kişilerin adil davranma hareketleriyle toplumsal adalet meydana gelir. Yahut, adil bir yönetim olduğu için şüphesiz toplumun her bireyi üzerindeki gelişen vicdani duygu adalet duygusudur. Bunların her ikisi de kulağa ne kadar hoş geliyor.

Adalet ve Yönetim

Kısaca toplumsal tepkilerin ortaya çıkışı, her bireyin vicdani duygularıyla beslenerek gün yüzüne çıkar. Sadece bir bölgeyi kapsayan veya daha küçük bir bölgede cereyan eden olumsuz bir vaka düşünelim. Maddi olarak ve manevi yönden bir veya birden fazla kişi arasındaki bir mesele olsun bu.

Kamuoyuna her yansıyan toplumsal olay, bir ayna misali her bireyin kendisine yansır. Şöyle ki, bir hırsızlık vuku bulan bir mahalle, bir kasabada veya iş yeri grubunu düşünün. Burada yaşanan bu olayın muhatabı bir kişi gibi görünse bile aslında orada olan herkesi ilgilendiriyor. Sonuç olarak da tepki şahsi boyutla gelişir ve toplumsal bir reaksiyona dönüşür.

Hissiyat ve kararlılık çocuklukla beraber yaşayarak kazanılan duygulardır. Bir bebek sadece iki duygu ile doğar, bu yüksek ses korkusu ve yükseklik duygusudur. Bu duygular ya tamamen kalıcı bir hal kazanır veya tamamen bertaraf edilir. Şöyle etrafımıza bir göz atalım, göreceğiz ki bu iki duygunun tesiri altında çok insan buluruz.

bireyde ve toplumda adalet duygusu

Kurallar bütünü demek adaletin var olduğunu göstermez. Adalet bir bütün olarak bir insanın özünü ifade eder. Kendisini ne kadar düşünüyorsa, aynı şekilde bir başkasını da düşünmelidir. Yani ‘faydalı olanlar kendisine zararlı olanlar başkasına’ kurgusunu asla zihninde beslememelidir. Perspektif düşünce daima yanılgıyı en aza düşürür.

Yönetim burada nerede devreye girmeli? Yönetim cehalet konusunda adaleti sağlamalıdır. Bilgi eksikliği her koşulda giderilmelidir. Fakat burada insanın hiç bir yaratılış özelliği dikkate alınmamalıdır. Az önce değindiğimiz gibi insanın özünü benimsemelidir yönetim.

Kuralları yönetim koyduğunda bu sadece ceza işlemlerinden ibaret kalır. Cehaleti yenememiş her ceza işlemi sadece maddi kazanç elde etme yönteminden ibaret kalır.

Şahsi Perspektif: Vicdanın Yönlendirdiği Adalet Duygusu

Psikoloji literatüründe (Kohlberg, 1981), adalet duygusunun bireysel ahlaki gelişim evreleriyle şekillendiği savunulur. İnsan, çocukluktan itibaren ödül ve ceza dengesiyle başlar. Zamanla empati, sorumluluk ve etik ilkeler doğrultusunda kendi adalet anlayışını inşa eder.

  • Vicdan Temelli Yaklaşım: Bireyin iç sesi, toplumsal kurallardan bağımsız olarak “doğru” ve “yanlış” ayrımı yapabiliyor.
  • Ahlaki Cesaret: Kimi zaman toplumsal normlara aykırı olsa da, birey kendi doğrularını savunabiliyor. Örneğin, haksız bir yasa karşısında direnmek.

Bu perspektifte adalet, kişisel bir erdemdir ve kaynağını bireyin öznel değerlerinden alır.

Sosyoloji ve hukuk teorileri, adalet duygusunun esasen toplumsal bir inşa olduğunu öne sürer (Durkheim, 1893). Bu bakış açısına göre:

  • Toplumsal Düzenin Korunması: Adalet, bireylerin keyfi kararlarını değil, toplumun ortak uzlaşısını yansıtmalıdır.
  • Kurumlar ve Yasalar: Mahkemeler, yasalar ve anayasalar, bireysel vicdanları değil, kolektif düzeni esas alır.
  • Kültürel Bağlam: Bir toplumun adalet anlayışı, tarihî tecrübelerin kazanılması, dinî öğreti ve örflerle biçimlenmektedir.

Bu yaklaşımda adalet, bireyden bağımsız, toplumsal varoluşun temel direğidir.

Kültürel ve Evrensel Boyutta Adalet Duygusu

Gerçekte adalet duygusu ne yalnızca bireysel ne de yalnızca toplumsaldır; her iki düzeyin sürekli etkileşiminden doğar.

  • Bireysel Vicdan ile Toplumsal Normlar: Vicdan, normları sorgular; normlar ise vicdanı biçimlendirir.
  • Değişim Mekanizması: Tarihteki hukuk reformlarının çoğu, bireysel adalet algısının toplumsal düzeyde kabul görmesiyle gerçekleşmiştir. Örneğin köleliğin kaldırılması, önce vicdanlarda başlayan bir adalet talebinin kurumsallaşmasıdır.

Evrimsel psikoloji (Boehm, 2012), adalet duygusunun insanda grup içi iş birliği ve hayatta kalma avantajı sağladığını öne sürer. Bu nedenle tüm toplumlarda adalet kavramı vardır; ancak biçimi kültürlere göre değişir. Örneğin, bazı toplumlar eşitlikçi adalet anlayışını (herkese eşit hak) benimserken, bazıları hakkaniyetçi adalet anlayışına (hak edenin daha fazla alması) yönelir.

Adalet duygusu, tek bir kaynağa indirgenemeyecek kadar çok katmanlıdır. Bireyin vicdanında filizlenerek, toplumun ortak uzlaşısında kök salar. Şahsi adalet anlayışı olmadan toplumsal adalet körleşir; toplumsal adalet düzeni olmadan ise bireysel vicdan yalnızca iyi niyetli bir temenniden ibaret kalır. Dolayısıyla, adalet hem şahsi hem de toplumsal bir meseledir; üstelik bu iki boyut, birbirini besleyen ve dengeleyen iki kutuptur.