Moral bozukluğu ve empati kurmaya etkileri
Moral bozukluğu ile ilgili gerçekleştirilen araştırmalar, empati kurma durumunun bireyin duygusal haliyle değişkenlik arz ettiğini ortaya koymaktadır. Duygularımız, başkalarının ıstıraplarına beynimizin tepkisini şekillendirerek empatinin oluşumunu etkilemektedir.
Özellikle duygusal durumlarımızın olumsuz etkileri, sosyal etkileşimlerimize belirgin bir şekilde yansıyabilmektedir.
Ruh halimizin, tükettiğimiz besinlerden arkadaşlık ilişkilerimize kadar olan davranışlarımız üzerinde çeşitli şekillerde etkili olduğu bilinmektedir. Arkadaşlarımızın moral durumları olumsuz olduğunda, bu durum bizim üzerimizde de etkili olmaktadır. Günümüz teknoloji çağında, moral bozukluğunun sosyal medya platformları aracılığıyla bile hızla yayıldığı söz konusu.
Duygularımız pozitif ve negatif tüm olgularla iletişim halinde. 2017’de yayımlanan bir araştırma ise moral bozukluğunun beynimizde empati kapasitesini etkilediğini ortaya koydu. İsviçre başkenti Cenevre’de yapılan bir araştırmada, duygularımızın başkalarının acısına verdiğimiz tepkiyi nasıl etkilediğini inceledi.
Moral bozukluğu ve empati kurmaya etkileri
Bu araştırma duyguların negatif olması durumunda, beynin başkalarının içinde bulunduğu dramatik durumlara duyarsız olduğunu kanıtladı. Yine İsviçre’de aynı araştırmacıların yaptığı deneyde, video izleme üzerine bir değerlendirme yapıldı. Bu değerlendirmede ise negatif bir film izletilen grup, dramatik bir yüz ifadesini daha fazla olumsuz algıladılar. Az önce bahsettiğimiz üzere, moralimiz bozuk olduğunda başkalarının acı duygularına karşı duyarsız kalırız.
Duyarsızlık, yani empati yoksunluğu netice itibariyle toplumsal bir sorun haline gelebilir. Empati kurmayan bir kişi özgüven sahibidir denemez. Zira paylaşım, ortak paydada buluşmak özveri isteyen bir konudur. Mesela kışın yolda kalmış bir kişiyi göz ardı eden bir kimse hem empati yoksunu, hem de vicdan yoksunudur.
Araştırmalara göre iki tür empatiden bahsedilir. Bunlar ‘sevgi empatisi’ ve ‘reddedilen empati’. Bunlara örnek; bir ebeveynin çocuğuna duyduğu empati. Diğeri ise beklenmedik şekilde karşılaşılan empati. Reddedilen empati durumu, aile dışındaki birinin acı bir olayla karşılaştığında olumsuz duyguların ağır basmasıyla kendimizi koruma durumudur.
Elbette bu durum merhamet duygusunu eksiltmekte. Burada da bir empati var aslında. Şöyle ki; kişi kendini o duruma koyduktan sonra kendini koruma hissi açığa çıkar. Fakat karşı tarafa merhamet duygusuyla yaklaşmak yerine korkuları üzerine düşünmeye başlar. Bahsettiğimiz tam olarak kişinin kendi sorunlarına dönmesidir. Bu merhameti duygusunu ortadan kaldırarak saldırganlığı açığa çıkarır.

Daha olumlu bir düşünce tarzını benimseyerek, başkalarının ihtiyaçlarına karşı daha hassas bir tutum sergileyebiliriz. Dolayısıyla, moraliniz bozulduğunda, karamsar romanlara dalıp korku filmleri izlediğinizde, bunun insanlarla olan günlük etkileşimlerinizi nasıl şekillendirdiğini sorgulamanız faydalı olacaktır. Bu, tam anlamıyla empati eksikliğinin ve başkalarının acılarına karşı duyarsızlığın bir formülünü sunacaktır.
Psikolog Daniel Goleman, “Duygusal Zeka” kitabında, olumsuz duyguların farkındalığı artırabileceğini, ancak bu farkındalığın pozitif eyleme dönüşmesi için bilinçli bir yönlendirme gerektiğini vurgular. Moral bozukluğu yaşayan kişiler, benzer duygusal deneyimleri başkalarında daha kolay tanıyabilir. Çünkü acı deneyim, duygusal rezonansı güçlendirir.
Moral bozukluğu ve duygusal duyarlılık
Tarihsel örnek: Viktor Frankl, Nazi toplama kamplarında yaşadığı yoğun acılara rağmen, başkalarının duygularına hassasiyetini korumuş ve bu empatik anlayışı “İnsanın Anlam Arayışı” eserinde insan onurunun temeli olarak tanımlamıştır.
Moral bozukluğu yaşayan bireylerde empati iki şekilde ortaya çıkabilir:
- Güçlendirici Etki: Acı tecrübe, kişinin başkalarının kırılganlıklarını fark etmesini sağlar. Örneğin, savaş sonrası travma yaşayan bazı gaziler, yardım derneklerinde aktif rol alarak empatik kapasitelerini toplumsal faydaya dönüştürür.
- Zayıflatıcı Etki: Bazı durumlarda kişi kendi duygusal yüküne gömülür, dış dünyaya kapalı hâle gelir. Bu durumda empati kapasitesi geçici olarak azalır.
Bireyci kültürlerde, moral bozukluğu daha çok kişisel bir sorun olarak değerlendirilir. Bu da kişinin empatik temasını sınırlayabilir.
Toplumcu kültürlerde ise duygusal sıkıntı, kolektif dayanışmayı ve karşılıklı empatiyi güçlendirebiliyor.
Örneğin, Japonya’da “amae” kavramı, kişinin zor zamanlarda başkalarına güvenerek ilişki bağlarını güçlendirmesini ifade eder. Bu, moral bozukluğunun toplumsal empatiyi artırabileceğinin kültürel bir göstergesidir.
Sinirbilim araştırmaları, empati ile ilişkili ayna nöron sisteminin, duygusal durumların paylaşımında aktif rol oynadığını gösteriyor. Moral bozukluğu yaşayan birinin beyninde, özellikle ön singulat korteks ve insula bölgelerinde empati ile ilişkili aktivasyon gözlenebiliyor. Biyolojik düzeyde oksitosin hormonu, hem empati eğilimi hem de moral toparlanmasını destekleyen bir faktör olarak öne çıkıyor.
- Abraham Lincoln, derin depresyon dönemleri geçirmesine rağmen kölelik karşıtı politikalarda ısrarcı olmuş. Kendi duygusal acısını toplumsal adalet anlayışına dönüştürmüştür.
- Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, kişisel kayıplarından sonra geliştirdiği derin empatiyle, eserlerinde insanın ortak acısını ve sevgisini işlemiştir.
- Eleanor Roosevelt, hayatının erken dönemlerinde yaşadığı ailevi trajedilere rağmen, sosyal reformlarda empatik bir lider olarak öne çıkmıştır.
Moral bozukluğu ile empati arasındaki ilişki çok yönlüdür. Bireyin içsel kaynaklarına, kültürel bağlamına ve psikolojik dayanıklılığına bağlı olarak farklı biçimlerde şekillenir. Moral bozukluğu, sağlıklı biçimde yönetildiğinde empatiyi derinleştirebiliyor. Fakat yönetilemediğinde ise kişinin dış dünyayla bağını zayıflatabiliyor. Tarihsel şahsiyetler ve bilimsel bulgulara göre, empatiyi güçlendirmek yalnızca duygusal hâle bağlı değil. Ayrıca, bilinçli bir iradeye ve toplumsal bağlara da bağlı olduğunu göstermektedir.


