Kültür

Varlık sahibi olmak insanı erdemli yapar mı?

Varlık ve güç sahibi olmak insanın yaradılış özelliğidir aslında. İnsan hayatı boyunca devamlı olarak sahip olma arzusuyla yaşar. Bir eve sahip olmak yetmedi bir ev daha, bir de villam olsun bir de köşküm olsun düşüncesi ile devam ediyor.

Konuya girmeden şunu belirtelim ki, arzulamak kötü bir düşünce değildir. Burada kötü olan şey doyumsuzluktur. Çoğu insan varlık ve gücün kaynağını gösterişli bir hayat olarak görmekte. İhtişam kimilerine göre itibar sahibi yapar.

Gelin görün ki tarihe göz attığımız zaman bu yorumun ne kadar yanlış bir tanı olduğunu tespit ederiz. Bunu çok sayıda örneklerle kaleme alabiliriz öyle değil mi? Bakın mesela sadece elektrik üzerine değil, birçok alanda buluşları olan Edison ve Nikola Tesla, Albert Einstein gibi bilim insanları itibarlarını nasıl kazandılar? Gündüzlerini gece, gecelerini gündüz yaparak insanlık için faydalı buluşlarla itibar kazandılar.

Kimse onların evini, arabasını konuşmadı. Elbette o tarihin olanaklarına teknoloji gününüzdeki gibi değildi. Fakat kendinize şu soruyu sorun bugün olsa onların evi, arabası, telefonu konuşulur mu? Elbette hayır! çalışma azimleri, başarıları, gelişim ve girişimleri söz konusu olurdu elbette.

Varlık Sahibi ve Erdemli Olmak

Her insan bolluk içinde yaşamak ister. Maddi anlamda varlık üzerine kurulu güç demek insanın rahat bir hayatının olmasıdır. Muhakkak böyledir hayatın yazılı olmayan kuralı. Burada önemli olan gücün legal olarak kullanıyor olması. Bir hastaneye giden iki kişi olsun. Muayene sırası bekleyen birisi gayet sıradan birisi, diğeri de çok varlıklı biri olsun. Varlıklı olan bunu illegal bir güç olarak kullanıyor ve kendisini üstün görüyorsa sırayı beklemeyecektir. Çünkü varlığın hissettirdiği güç ezme ve üstünlük duygularıyla hareket ettirmiştir.

Önemli olan orada hastanede olduğunu ve ‘hasta’ olarak herkesin aynı standartta sırasıyla muayene edileceğini benimseyen kişidir erdemli olan. Erdem kelime anlamıyla çok zengindir. İyilik, iyi ahlak, dürüstlük, yardımlaşma gibi güzel insani kavramların hepsi “erdem” kelimesinde özgünleşir.

Söz konusu varlık muhakkak çalışarak elde edilir. Hiç şüphe yok ki herkes varlıklı olabilir. Ancak erdemli olmak adaleti, eşitliği ve iyi bir yurttaş olmayı temsil eder. Gelin görün ki ihtişamla erdemli olunduğu duygusu çok ilkel, bencil ve saydığımız niteliklerden çok uzak bir düşüncedir. Erdemli olmak vicdanen temiz düşünmek ve karşıdakini anlamayı gerektirir. Empati kurmak insanın karşıdakini anlamanın en güzel yollarından sadece birisi.

Antik Yunan filozofları için erdem (areté), insanın kendi potansiyelini en yüksek düzeyde gerçekleştirmesi demekti. Aristoteles, erdemi “doğru ölçüde davranma yetisi” olarak tanımlarken, bunun maddi durumdan bağımsız bir ahlaki yetkinlik olduğunu vurgulamıştır. Bu perspektife göre erdem, servetin değil, karakterin ürünüdür.

insanlar arasında varlık sahibi olmak

Erdemin Felsefi Tanımı

Psikoloji araştırmaları, maddi imkânı geniş olan bireylerin yardım davranışı gösterme olasılığının bağlama göre değiştiğini ortaya koyar. Kişisel değerleri güçlü olan varlıklı kişiler, hayır işlerinde öncü olabilirken; yalnızca statü kazanma amacıyla hareket edenler, bu eylemleri bir gösteri aracına dönüştürebilir. Dolayısıyla erdem, maddi imkânla değil, niyet ve bilinçle belirlenir.

Olumlu Bakış: Varlık, insana başkalarına yardım etme, eğitim ve kültürel gelişim imkânı sunma gibi fırsatlar sağlar. Maddi rahatlık, kişinin daha yüce hedeflere odaklanmasını kolaylaştırabiliyor.

Eleştirel Bakış: Tarih ve edebiyat, zenginliğin kimi zaman kibir, bencillik ve güç istismarı doğurduğuna dair sayısız örnek barındırır. Burada mesele, servetin kendisi değil; onunla kurulan ilişki biçimidir.

Bazı kültürlerde zenginlik, “Tanrı’nın lütfu” veya “başarının ödülü” olarak görülüyor. Bu da varlıklı kişilerin otomatik olarak erdemli kabul edilmesine yol açabiliyor. Diğer yandan, bazı toplumlarda aşırı servet, toplumsal adaletin ihlali ve fırsat eşitsizliği sembolü olarak algılanır. Bu farklılık, varlık ile erdem ilişkisinin evrensel bir kuraldan çok kültürel bir yorum olduğunu gösterir.

Erdem, servetin değil, ahlaki eğitimin ve bilinçli yaşamın ürünüdür. Maddi güç, erdemi görünür kılmak için bir araç olsa bile; fakat onu yaratamaz. Bir insan yoksulken erdemliyse, zenginleştiğinde bu erdem sürdürülebilir. Fakat erdemsiz bir kişi, zenginlikle yalnızca kusurlarını büyütür. Varlık sahibi olmak, insanı ne otomatik olarak erdemli yapar ne de erdemsiz kılar. Servet, erdemin aynası gibidir; kişinin iç dünyasında ne varsa, onu büyütür ve görünür kılar. Gerçek erdem, sahip olunan miktardan değil, sahip olunanın nasıl kullanıldığından doğar. Bu nedenle zenginlik, ancak ahlaki temeli sağlam bir karakterle birleştiğinde erdemi besleyecektir.

Tarihsel Şahsiyetlerden Örnekler

  • Marcus Aurelius: Roma imparatoru olmasına rağmen mütevazı yaşamı ve halkına adaletle yaklaşmasıyla anılıyor.
  • Abraham Lincoln: Mütevazı kökenlerden gelmesine rağmen, iktidara ulaştığında erdemi koruyarak köleliğin kaldırılmasına öncülük etmiştir.
  • Mustafa Kemal Atatürk: Maddi imkânlarını kişisel çıkar için değil, modernleşme hedefleri doğrultusunda milletin faydasına kullanmıştır.

Bu örnekler, servetin erdem yaratmadığını; ancak erdemli insanların elinde büyük bir toplumsal faydaya dönüşebildiğini gösterir.

Toplumsal Algı ve Kültürel Kodlar

  • Batı Perspektifi: Orta Çağ Avrupa’sında servet, Tanrı’nın lütfu olarak görülürdü. Bu, zenginlerin otomatik olarak erdemli kabul edilmesine yol açardı.
  • Doğu Perspektifi: Konfüçyüs öğretisinde ise erdem, maddi zenginlikten üstün görülmüştür. Gerçek değer, kişinin topluma kattığı yararla ölçülmekteydi.

Tolstoy’un şu sözleri, kültürler üstü bir uyarı niteliğindedir:

“Bir insanın değeri, cebindekilerle değil, kalbindekilerle ölçülür.”